Ekosistem

Ekosistem

Ekosistem

Belirli bir bölgede bulunan canlı ve cansız varlıkların karşılıklı etkileşimleri sonucu oluşan sisteme ekosistem denir. Canlı unsurlar üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar olarak üç gruba ayrılır. Cansız unsurlar ise organik maddeler, inorganik maddeler ve fiziksel ve kimyasal çevreden oluşur. Dünyadaki bütün ekosistemler birleştirildiğinde dünya ekosistemi oluşur. Dolayısıyla dünya ekosistemi, çok sayıda alt sistemden oluşan ve bu sistemlerin birbirleriyle etkileşimde bulunması sonucu varlığını devam ettiren bir olgudur. Aynı şekilde her ekosistemin bireyleri kendi içinde de karşılıklı etkileşim içinde bulunur. Örneğin bir mısır tarlası, bir su birikintisi ekosistemdir. Amozon ormanları ise çok daha geniş bir ekosisteme örnektir.

Ekosistemler enerjisini güneşten alır. Yani besin zinciri güneşten alınan enerji ile başlar. Bu süreç bitkilerin güneş ışığını fotosentez yoluyla enerjiye çevirmesi ve diğer canlıların da bu enerjiyi kullanarak yaşamlarını idame ettirmesi şeklinde devam eder. Her ekosistem kendi içinde besin alışverişinde bulunur, atıkları geri dönüştürür.

Genel olarak iki ekosistemden bahsedilebilir; kara ve su ekosistemi. Kara ekosistemi çöller, ovalar, mağaralar, dağlar gibi alt ekosistemlerden; su ekosistemi göl, ırmak, deniz, okyanus gibi alt ekosistemlerden oluşur. Bu alt ekosistemler de kendi içerisinde alt ekosistemlere ayrılır.

Ekosistemler zamanla nüfus, besin zinciri gibi olgulardaki hareketlilik sonucu değişime uğrarlar. Bu değişiklikler ekosistemin genel yapısı ve düzenini bozmazsa sağlıklı bir gelişme olarak görülür. Ancak bazı durumlarda bu değişiklikler zararlı sonuçlar da doğurabilmektedir.

”Doğanın Özdenetimi” ilkesi gereği her ekosistem doğal ya da insanların etkisiyle meydana gelen değişimlere direnme ve eski durumuna dönme kabiliyetine sahiptir. Ancak bu direnme kabiliyeti maruz kalınan etkinin şiddetine bağlıdır. Ekosistemlere kendilerini yenileyemeyecek kadar ağır şiddette müdahaleler ancak insanlar tarafından yapılmaktadır.

Her ekosistem arasında bir ilişki olduğundan söz etmiştik. Bir ekosistemin başka bir ekosistem ya da ekosistemlerle az ya da çok ilişkisi bulunur. Dolayısıyla bir ekosistemde meydana gelen olumlu ya da olumsuz değişiklik, diğer ekosistemleri de uzaklık veya yakınlık derecesi farketmeksizin az ya da çok etkiler.

O halde bir ekosistemde meydana gelen bir bozulma, bir bütün olan çevreyi etkiler ve işleyişini bozar. Bazı varlıkların azalması, bunlara bağımlı olan diğer bazı varlıkların da azalmasına neden olur. Yani besin zinciri zarar görür.

Bu nedenle ekosistemlerin sürdürülebilirliğini, diğer bir deyişle korunarak devamlılığını sağlamak; dünyadaki diğer tüm canlıların (biyosfer) devamlılığını sağlamak demektir.

 

Ekosistemde Bozulmanın Etkileri

Canlı ve cansız varlıkların uyum içinde, karşılıklı etkileşiminden doğan sisteme ekosistem denir. Ekosistemlerin işleyişinde bir düzen hakimdir. Zaman zaman bu düzende sapmalara yol açan hareketlilikler gözlenir. Ekosistemler ”doğanın özdenetimi ilkesi” gereği bu hareketliliklere tepki verme ve yeniden eski durumlarına dönme kabiliyetine sahiptir. Ancak bu tepki kabiliyeti, yaşanan hareketliliğin dozu ve şiddetine göre değişiklik gösterir. Ekosistemin kendini onarma ve yeniden eski haline getirme kabiliyetini aşan şiddette müdahaleler sonucu ekosistemin düzeni ve işleyişi bozulmakta, bu da doğada birtakım sorunlara yol açmaktadır.

Dünya ekosisteminde bütün varlıklar birbirlerine bağımlı olarak, birbirini etkileyerek yaşar. Bu da besin zincirini oluşturur. Dolayısıyla ekosistemdeki bazı varlıkların azalması demek, başka varlıkların da azalması demektir. Bu da doğadaki enerjinin giderek azalması anlamına geliyor.

Ekolojideki bozulmalar doğal ya da insan kaynaklı olabilir. Doğal bozulmalara sebep olan en önemli faktör doğal afetlerdir. Örneğin bir yanardağ patlaması çevresindeki ekosistemin yapısını tamamen değiştirebilir ya da yok edebilir. Veya bir depremin neden olduğu tsunami, bölgedeki ekosistemi alt üst edebilir. Aynı şekilde kasırga ya da fırtına gibi doğal afetler de ekosistemler üzerinde tahribat yaratır.

İnsan kaynaklı ekolojik bozulmalar ise özellikle sanayi devriminden sonra hız kazanmıştır. Fabrikalarda oluşan katı, sıvı ve gaz atıklar havayı, toprağı ve suyu etkiler, biyolojik yapısında bozulmaya yol açar. Havanın kirlenmesi sonucu sera etkisi oluşur. Bu havanın aşırı ısınmasına yol açar. Havanın aşırı ısınması sonucu kutuplardaki buzullar erir ve deniz seviyesi artar. Karbonmonoksit, karbondioksit, su buharı, azotdioksit, metan vb. sera etkisi yaratan gazlardır. Bu gazlardan kükürtdioksit ve su buharı birleşerek asit yağmurlarını oluşturur. Bu yağmurların yeryüzüne yağış olarak inmesiyle birçok ekosistem şiddetli zararlar görür.

İnsan kaynaklı ekolojik bozulmalara neden olan diğer faktörler; artan nüfus ve şehirleşmeye paralel olarak artan evsel atıkların düzgün yönetilememesi, ormanların ve bitki örtüsünün tahrip edilmesi ve imara açılması, doğal kaynakların bilinçsiz ve savurgan şekilde kullanımı, kaçak ve bilinçsiz avlanma, bilinçsiz tarımcılık ve benzeridir.

Evsel atıkların bilinçsizce doğaya bırakılması, doğadaki çeşitli ekosistemlere geri dönüşü çok zor ya da hiç olmayan zararlar verir. Artan nüfusla birlikte artan şehirleşme ormanların yok edilerek ya da tahrip edilerek canlı çeşitliliğinin azalması sonucu doğurur. Canlı çeşitliliğinin azalması da besin zincirini bozarak, diğer sorunları tetikler. Doğada sınırlı bulunan doğal kaynakların sanki hiç bitmeyecekmiş gibi savurganca kullanımı sonucu kaynaklar hızla tükenir ve sürdürülebilirliği tehlikeye düşer, hatta imkansız hale gelir. Hızla tükenen doğal kaynaklar insan yaşamını tehdit eder hale gelir ve savaşların çıkmasına yol açar. Bununla birlikte bilinçsizce ve kaçak yollarla yapılan avlar canlı türlerinin azalmasına hatta yok olmasına neden olur. Bilinçsiz tarım faaliyetleri ise (zararlı kimyasalların kullanımı gibi), ekosistemin biyolojik yapısını bozarak ekolojik dengenin tahribine yol açar.

Bahsettiğimiz bu etkiler sonucu ekosistemde yaşanan bozulmalar;

♦ İklim değişikliğine yol açar. Sera gazlarının yol açtığı aşırı ısınma, asit yağmurları bölgelerin iklimini değiştirir. Ormanların tahrip edilmesi de yağışların azalmasına ve kuraklığa neden olur.

♦ Erozyon oluşur.  Bitki örtüsü ve ormanların tahrip edilmesi sonucunda; yağış, sel ve rüzgar gibi doğal olayların etkisiyle toprağın bir yerden başka bir yere taşınması söz konusu olur. Bu durum toprak kalınlığını ve yeryüzü şekillerini değiştirir. Ormanların tahrip edilmesi sonucunda çölleşme hız kazanır, yağış ve nem azalır, kuraklık artar.

♦ Su kaynakları azalır. Suyun kirletilmesi, bilinçsiz kullanımı gibi nedenlerle su ekosistemleri zarar görmeye başlar. Bunun sonucunda su kaynakları kurur, hatta çölleşmeye kadar gidebilir. Biyoçeşitlilik azalır, besin zinciri bozulur, yağışlar azalır ve kuraklık artar, tarımsal verim düşer. İnsanlar su kıtlığı çekmeye başlar ve bu da savaşları ve insan hakları ihlallerini tetikler. Günümüzde özellikle Afrika kıtasında bunun birçok örneği mevcuttur.

♦ Enerji kıtlığı yaşanır. Besin zincirinde her canlı enerji ihtiyacını diğer canlıdan karşılar. Ekosistemlerin zarar görmesi ve bazı canlı türlerinin yok olması ile besin zincirinin işleyişi bozulur ve enerji kıtlığı ortaya çıkar.

♦ Biyoçeşitlilik azalır. Besin zincirindeki kopmaların neden olduğu enerji kıtlığı ekosistemin fiziksel ve kimyasal şartlarının değişmesine yol açar. Yeni şartlara uyum sağlayabilen canlılar hayatta kalırken, uyum sağlayamayanlar yok olur.

Mesut Özdemir hakkında
Her türlü geri bildirim için mesutozdemir067@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*